Close

”ELVEDA” Sana Çekingen Süperstar

‘’41.21.1.’’ 41 numara, 21 yıl, 1 takım. Bu bir Dirk Nowitzki hikayesidir.

1998 – Dirk Nowitzki

Almanya’nın Würzburg şehrinde; ablası ve iki kuzeniyle birlikte yakın ilişkilerle yaşayan Nowitzki’nin annesi, eski milli bir basketbolcu; babası ise eski milli hentbolcudur. Ablası annesinin izinden giderek basketbolu seçmiş, Nowitzki de her küçük erkek çocuğu gibi babasının izinden gidip hentbolu seçmiştir.

Hentbolun yanında teniste de şansını deneyen Nowitzki, bu sporlarda her ne kadar başarılı olsa da yaşıtlarına göre aşırı uzun olan boyu nedeniyle çekingen bir karaktere bürünür. Bu nedenle rakiplerinin onun boyu ile dalga geçmesiyle oldukça kötü etkilenir. Bu durumun farkında olan kuzeni bir gün basketbol antremanına giderken Nowitzki’yi de yanına alıp onlarla idman yapmasını sağlar. Bu antremandan sonra hentbolu bırakıp yalnızca basketbola odaklanır. Özellikle şunu belirtmeliyiz ki; Nowitzki basketbola ‘13’ gibi çok geç sayılabilecek bir yaşta başlamıştır.

Nowitzki, kendi olanakları ile oynadığı süre sonucunda şehrin yerel takımı olan DJK Würzburg’a girmeyi başarır… Peki ya sonra..

1998 – Dirk Nowitzki

Gelelim Nowitzki’nin hayatının dönüm noktasına, kendisi de ‘‘o olmasaydı belki sadece Almanya sınırları içinde bir yıldız olabilecektim’’ der. Takıma (DJK Würzburg) katıldığı daha ilk günlerde bir hazırlık maçında 1972 Olimpiyatları Batı Almanya Basketbol takımının kaptanı olanHolger Geschwindner in dikkatini çeker. Daha sonra Nowitzki’ye kendini tanıtır ve beraber idmanlar yapmaya başlarlar. Çalışmalarının birinci yılı sonunda bir karar vermeleri gerekir ve Holger aynen şöyle der ‘‘şimdi bir NBA yıldızı, bir dünya yıldızı mı olmak istiyorsun yoksa Almanya’da profesyonel bir basketbolcu mu? Eğer ikincisini seçersen hemen antremanları durduracağız. Çünkü bunun önüne kimse geçemez. Ama bir dünya yıldızı olmak istiyorsan her gün, dolu dolu, tam anlamıyla antreman yapmamız lazım.’’ Bu kararı vermek için 2 gün düşünen Nowitzki sonunda bir dünya yıldızı olmayı seçer ve okulda olmadığı her saati Holger ile geçirmeye başlar. O andan itibaren Nowitzki – Holger ilişkisi filmlerden alışkın olduğumuz ‘usta/çırak’ ilişkisine döner.

Holger tam anlamıyla Alman disiplinine sahiptir. Birlikte topsuz şut çalışmaları, günlerce tek el top sürme, şut üzerine birbirinden zorlu çalışmalar yaparlar. Aynı zamanda dostlukları da o kadar ilerler ki; antremandan sonra Nowitzki’nin ödevlerini bile beraber yaparlar. Ayrıca Holger, tam donanımlı bir sporcu olması için Nowitzki’yi bir enstrüman çalmaya ve bol bol kitap okumaya zorlar.

En sonunda yıllar süren bu çalışmalar, meyvesini verir ve 1998 yılında NBA’e Dallas Mavericks ile adım atar. İlk yılı her ne kadar sönük geçse de ikinci yılından itibaren tüm NBA otoritelerinin dikkatini çekmeyi başarmıştır. Yıllardır ligin dibine demir atan Dallas Mavericks için; Nowitzki adeta çöldeki bir vaha olmuştur.

2010 – Dirk Nowitzki

Nowitzki’yle beraber artık yıllar boyu devam edecek Play-off serileri başlamıştır. Dallas artık ligin kalbur üstü takımları arasında yerini almış ve düzenli bir başarı grafiği sergiliyordur. Bu başarıların gelişinde tabiki de Nowitzki’yle özdeşleşen ‘Fadeaway’ (tek ayak üstünde geriye çekilerek) atışının da katkısı çok büyüktür. Nowitzki, sol ayağını rakiple arasına koyarak geriye çekilir ve atışını yapar.. Bir düşünün bunu 2.13’lük bir oyuncu yapınca bloklanması, engellenmesi imkansız bir hal alır. Bu atışın basket olması o kadar zordur ki diğer NBA yıldızları sadece çok zor durumda kaldıklarında bunu denerler. Nowitzki ise bunu gayet normal bir şekilde, adeta bir serbest atış atar gibi yapar. Eee böyle olunca da bir yıldız olmanız kaçınılmaz hale geliyor.

Nowitzki ve Fadeaway Atışı

2006 yılına geldiğimizde takımı Dallas’ı NBA finallerine çıkarmış ve Miami Heat karşısında final serisinde 2-0 öndedirler. Hatta 3. maçta da 15 sayı öndedirler. Yani seri resmen 3-0 olacakken, üst üste 4 maç kaybederek 4-2 yenilerek Final Serisi’ni kaybederler. Hemen ertesi sene ise 67 galibiyet alarak kulüp rekoru kırıp normal sezonu lider tamamlarlar. O yıl Nowitzki’de aynı zamanda MVP ödülünün sahibi oldu.

2011’de ise Nowitzki, Dallas Mavericks’e tarihinin tek şampiyonluğunu kazandırır. Sanılanın aksine; takım, süperstarlarla dolu filan değildi. Takım, Nowitzki’nin çevresine inşaa edilen veteran oyunculardan oluşuyordu. NBA Final’inde karşılarındaki takım ise; şampiyonluklar kazanmak için kurulan Miami Heat’ti. O yıl Heat kadrosuna Chris Bosh ve Lebron James gibi en iyi dönemlerinde olan iki süper yıldız katılmıştı . Herkes Dallas’ın finallere nasıl kaldığına şaşırırken bu seriyi de 4-0 süpürülerek kaybedecekleri düşünülüyordu. Ama öyle olmadı ve Dallas, seriyi 4-2 üstünlükle kazandı. Serinin belki de dönüm noktası 4. maçta gerçekleşti. Nowitzki, 39.5 derece ateşle maça çıkıp, iyi de bir oyun sergileyince maçı takımına kazandırmış oldu. Bu maç sırasında sıklıkla öksürdüğü için Lebron ve Wade tarafından saha içi ve dışında taklidi (öksürük) yapılarak dalga geçildi. Bunun üzerine iki yıldız oyuncuya NBA yönetimi tarafından olumsuz eleştiriler yöneltildi. Seri genelindeki, son çeyrekte kazanılan sayı istatistiklerine bakıldığında Lebron – Wade ikilisinin attığı toplam sayıyı; Nowitzki tek başına atarak şampiyonluk kupasını, şerefiyle Dallas şehrine getirmiştir.

21 sene tek bir takımda oynayarak; bu alandaki rekoru da elinde bulundurmaktadır. Bu da kendisinin şehri ve takımı ne kadar seven, sadık, biri olduğunu gösterir. 31156 sayı ile NBA tarihinin  en skorerler listesinde Michael Jordan’dan hemen sonra 6. sırada bulunur. Bu da kendisinin ne kadar üretken ve önemli bir yıldız olduğunu kanıtlar niteliktedir. Bir Avrupalı olarak Amerikalıların bu kadar baskın olduğu bir sporda, organizasyonda böylesine bir başarı sağlamak taktire şayandır. Böylesine bir Avrupalı yıldız belki bir yüz yıl daha gelmez, gelemez. Karakter olarakta tüm NBA otoriteleri ve taraftarlarca sevilen, saygı gösterilen başka bir oyuncunun adını söylemek oldukça zor. Nowitzki, bize efendi bir süperstar, NBA yıldızı nasıl olunur bunu göstermiştir. Parayı hiçbir zaman ön plana koymamış, kendi maaşından kısarak yıllarca yarı ücrete oynayıp; takımının başka oyuncular da almasını sağlamıştır. Tahmini olarak 150 milyon dolar gibi bir paradan, takımı için feragat etmiştir. Tüm bu özellikleriyle NBA severler tarafından unutulmaz bir Alman Panzeri olarak hatırlanacaktır. Kendisine buradan her şey için teşekkürü bir borç biliriz. İyi ki seni tanıdık DİRK..

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Leave a comment
scroll to top