Dilimizde klişe bir söz vardır: Hayatımı yazsam roman olurdu. Çoğu insan yaşadıklarının ne kadar zor, aksiyonlu ve heyecan verici olduğunu belirtmek için bu sözü kullanır. Evet, her insanın hayat hikâyesi bir miktar heyecan ve aksiyon içerir ve bu yüzden değerlidir. Fakat bazı hikâyeler vardır ki yüzlerce sayfalık bir romana veya iki saatlik bir filme rahatça konu olabilirler.
Bobby Dixon da böyle bir hikâyeye sahip. Onun 39 yıllık hayat yolculuğunda acı, mutsuzluk, isyan da vardı; başarı, azim ve kararlılık da. Chicago’dan önce Kıta Avrupası’na daha sonra ise ülkemize taşınan bu hikâyeden herkes kendinden bir parça bulmuş olmalı ki Bobby bugün Türkiye’de en sevilen basketbol ikonlarından birisi konumunda. Peki neydi onun hikâyesini özel kılan?
Robert Lee “Bobby” Dixon, 1983 yılının Nisan ayında annesinin hastaneye yetişememesi sonucu Chicago’da bir merdiven altında dünyaya gelir. 2015 yılında TrendBasket’e verdiği röportajda Bobby hayata gözlerini Chicago’nun güneyinde Uptown, Roger Park yakınlarında zorlu ve fakir bir semtte açtığını söyler. Bobby, 7 kişilik Dixon ailesinin en küçük üyesiydi. Dixon’ın çocukluğunun geçtiği dönemler Amerika’nın her büyük şehrinde uyuşturucunun zirve yaptığı dönemlerdi. Dixon ailesi de maddi sıkıntılardan dolayı bu batağın içine girmişti. Annesi ve babası uyuşturucu satıyor ve aynı zamanda kullanıyordu. Yine başka bir demecinde Bobby Dixon, o koşulları şöyle anlatıyordu: “Her bölgenin kendi çetesi vardı ve hayat pek fazla seçenek sunmuyordu. Tek eğlencemiz çöpün yanındaki kirli yataklar üzerinde zıplamaktı.” Bobby Dixon’ın basketbol ile tanışması tam da bu dönemlere denk gelir. Çete kavgalarından etkilenen Dixon ailesi, Chicago’nun batısına taşınmış ve küçük Bobby orada siyah çizgili turuncu topla tanışmıştı.
Taşınma sonrası Bobby Dixon atlatması çok güç olaylar yaşadı. Daha 10 yaşındayken annesi hapishaneye girdi ve ağabeyi Brian sırtından vurularak öldürüldü. İçinde bulunduğu durumu Bobby şöyle ifade ediyor: “Daha 10 yaşında, 13 yaşındaki ağabeyimin cenazesine katılmak zorunda kaldım, onu sırtından vurmuşlardı. Benim için hayatımdaki en önemli figürlerden birini, yoldaşımı, sırdaşımı kaybetmek yetmezmiş gibi annemin cenazeye elleri kelepçeli katılışını görmek zorunda kaldım, polisler onu cenazeden sonra hapse geri götürmek için bekliyorlardı…”
Hayatında kaldırması güç bunca olay yaşayan ve ebeveynlerinden gerekli desteği alamayan bir çocuğun eğitim hayatının başarılı olmasını beklemezsiniz. Bobby’nin de eğitim hayatı hiç iç açıcı değildi. Sullivan Lisesi’nde okumaya başlayan Bobby maddi açıdan oldukça zor dönemlerden geçiyordu. Para kazanmak için “aile mesleği” olan uyuşturucu ticareti yapmak zorunda kaldı ve bundan dolayı lise 1. sınıfta 4 gün hapiste kaldı. Aynı suçtan dolayı 3. sınıfta 1 ay hapiste kaldı ve cezası ev hapsine çevrildi. Hapis ve okul arasında geçen lise hayatı Bobby’i çok yormuştu. O günlerde içinde bulunduğu durumu Bobby şöyle ifade eder: “O günlerde derin bir depresyon yaşıyordum ki intihar etmenin eşiğindeydim.”
Bobby Dixon, liseden güç bela mezun olduktan sonra bir kargo şirketinde işe girdi. Burada geceleri, gün içinde gelen kargo paketlerini düzenliyordu, oldukça zor şartlar altında çalışıyor ve eve “zombi” gibi dönüyordu. Birkaç saat uyuduktan sonra ise Loyola veya Montrose Plajı’na gidiyor, saatlerce antrenman yapıyordu. Tam bu günlerin birinde şans Bobby’nin yüzüne güldü ve belki de hayatını değiştirecek bir insanla tanıştı: Bryan McKinney. O dönem McKinney, McCormcik Kızlar ve Erkekler adlı bir gençlik oluşumunun atletik direktörüydü. McKinney, topla harikalar yaratan bu gencin basketbol yeteneğini keşfetti fakat ortada iki sıkıntı vardı: disiplin eksikliği ve güven sorunu. Bobby Dixon, o dönem oldukça disiplinsiz ve herhangi birine zor güvenen bir karakterdi. Ama bu durum McKinney’i yıldırmadı, Dixon’un güvenini kazanmayı başardı ve birlikte çalışmaya başladılar.
2002 yazının sonunda Bobby Dixon, kendine basketbol oynayacak bir kolej bulamamıştı. Bu durumun yaşanmasında sahip olduğu lekeli geçmişin etkisi büyüktü. McKinney’in yardımlarıyla Bobby, Kankakee’de oynamaya başladı. İlk birkaç maç sahaya çıkmasa da kenardan oyuna dahil olduğu ilk maçında 27 sayı attı ve dikkatleri üstüne çekti. İki yıl bu kolejde iki yıl da Troy Trojans’ta oynadıktan sonra rotasını Avrupa’ya çevirdi. Çünkü o da biliyordu ki böylesine kısa bir oyuncunun NBA’de forma bulma ve kalıcı olma şansı oldukça düşüktü.
Takvimler 2006 yılını gösteriyordu ve Bobby Dixon’ın Avrupa kariyeri o dönem Fransa 2. Lig takımlarından Saint-Etienne’de başlamıştı. Avrupa’da sırasıyla Gravellines, Polpak Swiecie, Cherkasy, Treviso, Le Mans, Asvel, Treviso, Brindisi, Dijon takımlarında forma giydi. Dijon’dan ayrıldığında sene 2012 idi ve Bobby 29 yaşına girmişti. Kariyerinin yavaş yavaş sonlarına geldiğini düşündüğü bir dönemde Türkiye’den bir teklif aldı. Gelen teklif Pınar Karşıyaka’dandı. Bobby ilk başlarda gelen teklife sıcak bakmasa da Karşıyaka antrenörü Ufuk Sarıca’nın devreye girmesiyle Bobby teklifi kabul ediyor ve adeta yeni bir hayata merhaba diyordu.
Bobby Dixon’lı Pınar Karşıyaka 2012-13 sezonunda Türkiye Ligi’nde yarı finale, EuroChallenge’de ise finale çıkma başarısını gösterdi. Ligde ve kupada oldukça başarılı bir performans sergileyen Bobby sezonu 15 sayı 4 ribaunt ve 4 asistlik istatistiklerle bitirdi. Bu sezondan akılda kalan en önemli olaylardan biri de 1 sayı ile dramatik bir şekilde kaybettikleri EuroChallenge finaliydi. Ertesi sene yine benzer rakamları tutturan Bobby Dixon ile Karşıyaka ligde yarı final yaptı, Eurocup’a katıldı ve Türkiye Kupası’nı müzesine götürdü. 2014-15 senesi ise Pınar Karşıyaka ve Bobby Dixon için bir peri masalından farksızdı. Rakiplerinden daha düşük bütçeye sahip olmalarına rağmen yarı finalde Fenerbahçe’yi, finalde ise Anadolu Efes’i mağlup ederek Türkiye Ligi’ni kazanma başarısı gösterdiler. Öte yandan Karşıyaka o sene Eurocup’ta çeyrek finale çıkma başarısını gösterdi ve Cumhurbaşkanlığı Kupası’nı kazandı. Takımın bir numaralı yıldızı Bobby Dixon o sene 21 sayı 4 ribaunt ve 4 asistlik ortalamalarıyla Türkiye Ligi final serisinin En Değerli Oyuncusu seçildi. Öte yandan aynı performansı Eurocup’ta da gösteren Bobby, Eurocup’ta sezonun En İyi İkinci Beşi’ne seçilme başarısını gösterdi.
2014-15 yazı, Bobby Dixon’ın yeni maceralara yelken açtığı yazlardan biriydi. Karşıyaka’da gösterdiği performans basketbol çevrelerince büyük ilgi görmüştü. Bu ilgiyi gösterenlerden biri de Fenerbahçe idi. Sözleşmesi bitmiş olan Bobby Dixon, Fenerbahçe’nin ona önerdiği iki yıllık teklifi kabul etti. Aynı yaz Bobby Türk milli takımında oynayabilmek için Türk vatandaşlığına geçti ve “Ali Muhammed” adını aldı.
Bobby Dixon, 2015-2021 yılları arasında Fenerbahçe’de oynadı. Bu süreçte takımıyla başta Euroleague şampiyonluğu olmak üzere sayısız başarı elde etti ve adını Fenerbahçe ve Türk basketbol tarihine altın harflerle yazdırdı. Taraflı tarafsız tüm basketbolseverin gönlünde taht kuran Bobby Dixon Eylül 2021’de profesyonel basketbol kariyerini sonlandırdı. Şu anda Fenerbahçe’de Bireysel Gelişim Antrenörü ve Altyapı Elçisi olarak görev yapıyor. Öte yandan kendisi gibi yolunu kaybetmiş veya kaybetme eşiğinde olan gençleri spora yönlendirmek ve yeni Bobby Dixon’lar yetiştirmek için Lionheart Vakfı’nı kurdu ve yazları onlar için basketbol kampları düzenliyor.
Yazan: Kutay SEZGİN
Editöryal Düzenleme: Serkan ÖZDEMİR & Medine CANARSLAN



